02.07.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “Madımak ve Başbağlar… Bu iki acıyı hiç unutmamalıyız”
- “Bizim dış politika anlayışımızın merkezinde ideolojiler değil, ulusal çıkarlar vardır. Hamasi söylemler değil, devlet aklı vardır. Günü birlik hesaplar değil, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa edecek uzun vadeli stratejik vizyon vardır.”
- “Türkiye NATO üyesidir. Fakat NATO'nun ileri karakolu değildir. Türkiye Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır. Fakat Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye ABD ile kurumsal müttefiklik ilişkisi yürütür fakat hiçbir büyük gücün stratejik taşeronu olmaz. Türkiye Rusya'yla da, Çin'le de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez. Bize göre bu vizyonun adı bellidir. Bağımsız, kurumsal ve üretken bölgesel güç Türkiye.”
- “Cumhuriyet Halk Partisi bu devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır. Bu bağlamda Ankara zirvesine bakışımız iktidarın dar propaganda diliyle sınırlanamaz. Mesele bir iktidar başarısı ya da bir lider fotoğrafı değildir. Mesele Türkiye'nin gelecekteki strateji konumudur. Mesele Türkiye'nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü mü kabul edeceği yoksa kendi bağımsız karar alanını mı güçlendireceği meselesidir.”
- “Dış politika yalnız salt sınır ötesinde kurulmaz. Dış politika içerideki devlet kapasitesiyle kurulur. Ancak hukuk devleti zayıfsa, kurumlar aşınmışsa, ekonomi öngörülemezse, parlamento etkisizleşmişse, yargı bağımsızlığı tartışmalıysa, basın özgürlüğünün güvencesi yoksa Türkiye'nin dışarıdaki sözü zayıf kalır.”
- “Bizim görevimiz büyük güçlerin projelerinden rol kapmak değil, kendi bölgemizde barış, denge, dayanıklılık ve düzen öğretmektir. Çünkü Türkiye ittifak kurar fakat bağımlı olmaz. Türkiye denge kurar fakat edilgen olmaz. Türkiye güçlü olur fakat gücünü propagandaya indirgemez. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey kişisel lider diplomasisi değil, cumhuriyetçi devlet aklıdır.”
- “Ankara zirvesinde verilmesi gereken son mesaj ise şu olmalıdır: ‘Türkiye masadadır ama Türkiye masada kendisine yer açıldığı için değil, tarihsel hakkı, stratejik ağırlığı ve cumhuriyetin bağımsızlık iradesiyle bu masadadır.’”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde geniş kapsamlı bir basın açıklaması düzenledi. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO zirvesi ekseninde Türkiye’nin yeni dünya düzenindeki stratejik konumunu değerlendiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; savunma, teknoloji ve diplomasi alanında bağımsız, kurumsal ve üretken bir devlet aklının devreye sokulması çağrısında bulundu. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; cumhuriyetçi vizyonun, dış politikayı şahsi pazarlıklardan kurtararak kurumsal sürekliliğe kavuşturacağını belirtti.
Konuşmasına 2 Temmuz Madımak ve Başbağlar katliamlarının hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini ifade ederek başlayan Genel Başkan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
Değerli basın mensupları, 2 Temmuz'dayız. Yüreklerimizi yakan bir gündeyiz. Aydınların, sanatçıların öldürüldüğü, katledildiği bir gündeyiz. Bir arkadaşım şu notu gönderdi. O notu aynen okumak isterim. ‘İnsan insanı yakar mı? İnsan insan yanarken bakar mı? İnsan insan yanarken alkışlar mı? İnsan insanı yakanı aklar mı? İnsan yanarken yanmayan insan var mı? Yanmayan insan varsa acaba o insan mı?’ 2 Temmuz'da bu gerçeği unutmamak gerekiyor.
Başbağlar katliamı, 33 yurttaşımız katledildi terör örgütü tarafından. Bu iki acıyı hiç unutmamalıyız. Türkiye'nin derin acılarından birisidir bu iki acı.
Değerli arkadaşlarım ve medyamızın saygıdeğer üyeleri. Bugün 7 - 8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek olan NATO zirvesi ile ilgili görüşlerimi sizlerle ve kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
“BİZİM DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞIMIZIN MERKEZİNDE İDEOLOJİLER DEĞİL, ULUSAL ÇIKARLAR VARDIR”
Dünya değişiyor. Güç merkezleri değişiyor. Uluslararası dengeler değişiyor. Teknoloji, enerji, ticaret ve güvenlik anlayışı yeniden şekilleniyor. Böylesine tarihi bir dönüşüm yaşanırken şu soruyu kendimize sormak zorundayız. Türkiye bu yeni dünya düzeninin neresinde olacaktır? Cumhuriyet Halk Partisi'nin yanıtı çok açıktır. Türkiye hiçbir küresel rekabetin edilgen unsuru olmayacaktır. Hiçbir gücün ileri karakolu olmayacaktır. Hiçbir ülkenin stratejik taşeronu olmayacaktır. Türkiye kendi tarihinden, devlet geleneğinden ve millet iradesinden aldığı güçle kendi yolunu çizecektir. Çünkü bizim dış politika anlayışımızın merkezinde ideolojiler değil, ulusal çıkarlar vardır. Hamasi söylemler değil, devlet aklı vardır. Günü birlik hesaplar değil, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa edecek uzun vadeli stratejik vizyon vardır.
Değerli basın mensupları, bugün dünya artık tek kutuplu değildir. Atlantik dünyası yeniden yapılanırken Asya küresel ekonominin ağırlık merkezi haline gelmiştir. Enerji koridorları, yapay zeka, kritik teknolojiler, siber güvenlik ve ticaret yolları uluslararası rekabetin yeni alanlarını oluşturmaktadır. Türkiye bu büyük dönüşümü tribünden izleyemez. Çünkü Türkiye sıradan bir coğrafyada değildir. Karadeniz'in, Akdeniz'in, Balkanların, Kafkasya'nın ve Ortadoğu'nun kesişim noktasındadır. İşte bu nedenle biz Türkiye'yi yalnızca bir bölgesel güç olarak değil, stratejik merkez ülke olarak görüyoruz. Türkiye'nin görevi cepheleşmenin parçası olmak değil. Denge kurmak, güven üretmek ve bulunduğu coğrafyada istikrarın taşıyıcısı olmaktır. Ankara'da gerçekleştirilecek NATO zirvesini de işte bu anlayışla değerlendiriyoruz. Çünkü mesele yalnızca bir zirve meselesi değildir. Mesele Türkiye'nin yeni dünya düzeninde nasıl bir vizyon ortaya koyacağıdır.
“TÜRKİYE NATO ÜYESİDİR; FAKAT NATO’NUN İLERİ KARAKOLU DEĞİLDİR”
Değerli basın mensupları, şimdi gelelim NATO zirvesine. Türkiye NATO'nun güçlü ve güvenilir bir müttefikidir. Bu konuda bir sorunumuz yok. Öncelikle bir NATO üyesi olarak Türkiye'nin konumunu belirtmemiz gerekiyor. Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil, kendi tarihinden, coğrafyasından, devlet aklından, millet iradesinden ve cumhuriyetin bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturmaktadır. CHP olarak bizim bakışımız açıktır. Türkiye NATO üyesidir. Fakat NATO'nun ileri karakolu değildir. Türkiye Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır. Fakat Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye ABD ile kurumsal müttefiklik ilişkisi yürütür fakat hiçbir büyük gücün stratejik taşeronu olmaz. Türkiye Rusya'yla da, Çin'le de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez. Bize göre bu vizyonun adı bellidir. Bağımsız, kurumsal ve üretken bölgesel güç Türkiye. Neden bağımsızdır? Çünkü otomatik olarak hizalanmaz. Türkiye kurumsaldır. Çünkü dış politikayı kişisel lider ilişkileriyle değil, günlük pazarlıklarla değil ve iç politika hesaplarına teslim ederek değil, kurumsal yapısıyla oluşturur dış politikasını. Çünkü yalnızca kendi coğrafyasından güç devşirmez. Türkiye teknoloji, savunma, diplomasi, enerji, lojistik, su güvenliği, yapay zeka, siber güvenlik ve toplumsal dayanıklılık kapasitesi üretir. Bu bağlamda Türkiye'nin jeopolitik değeri büyüktür. Fakat bir ülkenin jeopolitik değeri sürekli başkalarına hatırlatılarak da büyümez. Türkiye kurumlarıyla, ekonomisiyle, hukukuyla, üretimiyle, diplomasiyle ve toplumsal bütünlüğüyle büyür ve saygınlık kazanır.
“BUNUN ADI TARAFSIZLIK DEĞİL, CUMHURİYETÇİ STRATEJİK ÖZERKLİKTİR”
Değerli basın mensupları, hiç kimse unutmasın Cumhuriyet Halk Partisi bu devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır. Bir daha ifade edeyim. Cumhuriyet Halk Partisi bu devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır. Bu bağlamda Ankara zirvesine bakışımız iktidarın dar propaganda diliyle sınırlanamaz. Mesele bir iktidar başarısı ya da bir lider fotoğrafı değildir. Mesele Türkiye'nin gelecekteki strateji konumudur. Mesele Türkiye'nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü mü kabul edeceği yoksa kendi bağımsız karar alanını mı güçlendireceği meselesidir. Türkiye'nin görevi kendi çevresinde savaşların büyümesini önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Ortadoğu'ya kadar istikrar üretmektir. Bu tarafsızlık değildir. Bunun adı cumhuriyetçi stratejik özerkliktir.
Değerli basın mensupları, Ankara Zirvesinde Türkiye'nin NATO'ya hatırlatması gereken temel gerçeklerden birisi de şudur: Güvenlik bölünemez. Bir daha altını çiziyorum. Güvenlik bölünemez. NATO güvenliği yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa'dan ibaret değildir. Türkiye açısından Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkasya, terör örgütleri, göç, enerji hatları, gıda güvenliği, su güvenliği ve devlet dışı silahlı aktörler de bu güvenlik mimarisinin parçalarıdır. Ancak bu toplantıda Türkiye bu başlıkları asla ve asla dar bir şikayet diliyle dillendirmemelidir. Bize destek verin diyen edilgen bir üslup yerine NATO'nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dil kullanmak zorundadır.
“REJİM MÜHENDİSLİKLERİNE DESTEK VERMEK İTTİFAK DEĞİL, STRATEJİK BAĞIMLILIKTIR”
Değerli basın mensupları, burada ittifak kavramını da doğru tanımlamak gerekiyor. Türkiye'nin ABD ve NATO ile ittifak ilişkisi vardır. Ancak bu ittifak bir ülkenin bütün stratejik tasarımlarına kayıtsız şartsız eklemlenmek değildir. İttifak ortak akıl, ortak güvenlik, karşılıklı saygı ve eşit egemenlik temelinde yürür. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz. Bir müttefikin yanlış bölge politikalarına, rejim mühendisliklerine veya başka ülkelerin iç yapılarını parçalayacak projelerine destek vermek ittifak değildir. Bunun adı stratejik bağımlılık olur.
Değerli basın mensupları, bir gerçeğin altını daha çizmem gerekiyor. Dış politika yalnız salt sınır ötesinde kurulmaz. Dış politika içerideki devlet kapasitesiyle kurulur. Ancak hukuk devleti zayıfsa, kurumlar aşınmışsa, ekonomi öngörülemezse, parlamento etkisizleşmişse, yargı bağımsızlığı tartışmalıysa, basın özgürlüğünün güvencesi yoksa Türkiye'nin dışarıdaki sözü zayıf kalır. Bu gerçekleri hatırlatmak sadece CHP'nin değil her yurtseverin de temel görevidir.
“TÜRKİYE İTTİFAK KURAR FAKAT BAĞIMLI OLMAZ; DENGE KURAR FAKAT EDİLGEN OLMAZ”
Değerli basın mensupları, bu toplantıda Türkiye'nin dünyaya vereceği mesaj şudur. Biz NATO ittifakının üyesiyiz ama kimsenin karakolu, ileri karakolu ya da taşeronu değiliz. Biz Avrupa güvenliğinin parçasıyız ama Avrupa'nın çevre ülkesi değil Avrupa'nın ta kendisiyiz. Biz ABD'nin müttefikiyiz ama ABD'nin Çin stratejisinin taşeronu değiliz. Biz Çin ve Rusya’yla konuşuyoruz ama onların yörüngesine girmeyiz. Bizim görevimiz büyük güçlerin projelerinden rol kapmak değil, kendi bölgemizde barış, denge, dayanıklılık ve düzen öğretmektir. Çünkü Türkiye ittifak kurar fakat bağımlı olmaz. Türkiye denge kurar fakat edilgen olmaz. Türkiye güçlü olur fakat gücünü propagandaya indirgemez. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey kişisel lider diplomasisi değil, cumhuriyetçi devlet aklıdır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey günü birlik pazarlık değil, uzun vadeli stratejik vizyondur. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey iç politikaya dönük gösteri değil, dış politikada kurumsal sürekliliktir.
Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim sorumluluğumuz da işte buradadır. Biz Türkiye'nin NATO içindeki yerini de, Avrupa ile ilişkilerini de, ABD ile müttefiklik hukukunu da, Rusya ve Çin'le kurulacak dengeli ilişkileri de cumhuriyetin bağımsızlık çizgisi içinde ele alır ve sürdürürüz. Ne Türkiye'yi yalnızlaştırırız ne de cumhuriyetçi stratejik özerklik anlayışına gölge düşürürüz. Türkiye'yi ne maceraya sürükleriz ne de başkalarının planlarında pasif unsur haline geliriz. Türkiye'yi kendi tarihine, kendi kurumlarına, kendi millet iradesine ve kendi üretim kapasitesine dayanan saygın bir bölgesel güç haline getiririz.
Ankara zirvesinde verilmesi gereken son mesaj ise şu olmalıdır:
“Türkiye masadadır ama Türkiye masada kendisine yer açıldığı için değil, tarihsel hakkı, stratejik ağırlığı ve cumhuriyetin bağımsızlık iradesiyle bu masadadır” mesajını vermemiz gerekiyor.
Hepinize saygılar sunuyorum değerli basın mensupları.
02.04.2022